Zuladan çıkan parçalar
Dördüncü albümleri Duble Oryantal’i yayımlayan Baba Zula, Türk halk müziğine ve oyun havalarına farklı bir yorum getiriyor. Albümde Mad Professor, Alexander Hacke, Özkan Uğur gibi isimler var
MELİS DANİŞMEND
FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN
“Burada doğmanın bir anlamı var,” diyor, Baba Zula’nın kurucuları Murat Ertel ve Levent Akman. Bu cümleyi, müzikte Türk makamlarından sadece bir – ikisinin kullanıldığını, yükselen rock’ta bile çoğunlukla Manchester havası estiğini söyledikten hemen sonra sarf ediyorlar. Onlara göre, burada doğmanın anlamı, müzikle bağlantılı olmalı.
Ertel ve Akman’ın yaklaşık 10 sene önce kurduğu Baba Zula, geleneksel Türk müzik aletlerini elektronik öğelerle birleştiriyor. ‘Oriental dub’ adını verdikleri bir tarz yaratan ve şimdiye kadar üç albüm yayımlayan grubun Doublemoon’dan çıkan yeni albümünün ismi Duble Oryantal. Mad Professor, Sly&Robbie, Alexander Hacke, Özkan Uğur, Hüsnü Şenlendirici, Mehmet Güreli gibi konukların bulunduğu albümde 21 parça bulunuyor. “Aslında hep kısa bir albüm yapmak istiyoruz ama olmuyor,” diyor Ertel. “Bu albüm bir doygunluk yaratıyor. Ama bu olumsuz bir şey değil. Umarım, çok yemiş de sofradan kalkmış hissi vermez.”
Hayatınızda hiç göbek attınız mı?
Murat E.: Ohoo, çok.
Nerede mesela? Düğünlerde mi?
Murat E.: Ben beşikteyken, annem ‘Fasulye yemiş karnı şişmiş şanlı piyade’ diye bir 45’lik çalarmış, ben beşikte ileri geri sallanırmışım. Oradan başlamış. Sonra ilkokul öncesi bir grup kurdum, ismi Mavi Güneş’ti. İki kız ve ben. Devamlı dans ediyorduk.
Levent A.: Ben kendi düğünümde bayağı dans ettim. Edirne’de oldu zaten, köy düğünü. Dört - beş saat hiç oturmadık. Göbek havası çalınca dans etmeyen var mıdır, bilmiyorum.
‘Oriental dub’ adını verdiğiniz bir müzik yapıyorsunuz. Sizce herkese ulaşabiliyor mu?
Levent A. – Murat E.: Maalesef ulaşamıyor.
Bu durumdan sıkıntı duyuyor musunuz?
Duyuyoruz.
Sizce bunun nedeni nedir?
Murat E.: Bence televizyon gibi bir kanalı kullanmamamızdan kaynaklanıyor büyük ölçüde. Belirli bir kesime hitap ediyoruz. Öğrenciler, okuyanlar, meraklı olanlar bizim ne olduğumuzu biliyorlar. Ama bizden habersiz olanlar, büyük kentlerin dışında yaşayanlar var. Onlara internet ve televizyonla ulaşılıyor. Biz de o kanallara çok fazla girmedik. Mesela playback yapmak istemiyoruz. Bu büyük bir kısıtlama getiriyor.
Ama canlı çalabileceğiniz programlar da var. Mesela Zaga.
Murat E.: Evet ama yeni yeni başladı canlı performans. Zaga’ya çağırsalar, çıkarız herhalde. Ama aslında Okan Bayülgen’in diğer programı Herkes Bunu Konuşuyor daha ciddi ve çekici bir program.
Gördüğüm kadarıyla sizin de bir mesafeniz var. Her programa katılacak gibi gözükmüyorsunuz.
Murat E.: Evet.
Aslında göbek atıp atmadığınızı bu yüzden sordum. Yani yaptığınız müziği dinlerken insan rahatlıkla göbek atmak isteyebilir. Ama sizin tavrınız sanki biraz mesafeli. Kendinizden geçip de göbek atacak tiplere benzemiyorsunuz. İnsanlar atsın, biz müziğimizi yapalım der gibisiniz.
Murat E:: Evet, bir mesafe var ama biz mesafenin içine mizah da koyuyoruz. Komedyen hiçbir zaman gülmez mesela. Gülerse yavşak bir şey olur, komik olmaz. Onun gibi. Bizim de göbek atmamamız lazım belki. Ama göbek atan bir dansözümüz olduğu zaman çok mutlu oluyoruz. Ciddi bir şeyler söylüyor gibiyiz ama aslında komik bir şey söylüyoruz. Dansöz koyuyoruz albüm kapağına ama gözlük takıyoruz gözüne. Bir yamukluk var. Farklı bir yerden bakmak güzel bir şey. Bence doğru bir saptama. Bir mesafe var, o da büyük olasılıkla mizahi açıdan kaynaklanıyor.
Açık Radyo ile araları açık
Duble Oryantal’de daha önceki albümlerinize göre vokalli parçalar daha fazla. Dinleyiciyi biraz yönlendirmek için de böyle yaptığınızı söylemişsiniz.
Murat E.: Evet.
Neden? Yönlendirmediğiniz zaman istemediğiniz yerlere mi gidiyor?
Murat E.: Bazen oluyor. Enstrümantaller, dinleyen kişinin hayal gücüne çok fazla hitap edebiliyor. Bazı insanlar bunalıma girebiliyorlar. Bu ilginç bir şey. Bunalım parçalarımız da olabiliyor. İkinci albümümüzde bir parça vardı, kıskandığı kocasını evde bekleyen bir kadını anlatıyordu. Hakikaten içine fenalıklar geliyor insanın. Ama mesela Açık Radyo ile aramızın açılmasına neden olan bir olay anlatayım. Bir program yapmışlar, ismi Gece Sıkıntısı ve Tavus Havası’nı çalıyorlardı. MESAM’a da parasını ödüyorlarmış. Tamam parasını ödemeleri Türkiye standartları üzerinde bir davranış fakat bize sormaları gerekirdi. Çünkü bu isimde bir programda yer almak istemiyorduk. ‘Bizim için bambaşka hikayeleri olan bir parçanın bu isim altında yayınlanmasını istemiyoruz,’ dedik ve kıyamet koptu. Şimdi mesela Fatih Akın’ın filminden bahsedip biz hariç bütün grupları çalıyorlar.
Peki dinleyicinin müziği istediği gibi algılaması ve kullanması mı daha doğru yoksa sizin vermek istediğiniz duygu mu onlara hakim olmalı?
Murat E.: Bence sanatçının yaptığı işe bakar. Bizim yönlendirdiğimiz yere doğru gitse ama kişi kendi hayal gücünü de kullansa en güzeli bu olur.
Levent A.: Bize bazı eleştiriler geldi. ‘Baba Zula çok bunalım müzik yapıyor, korktuk,’ diye. Öyle düşünüyorlarsa bu hoşumuza gitmez. Demek ki anlamamışlar. O tür şeyler de yaptığımız oluyor ama onların bahsettikleri parçalar o manada parçalar değil.
İstanbul Hatırası’nda 24 saat boyunca Boğaz’da müzik yaptınız. Uykunuz gelmedi mi?
Murat E.: Geldi ama biz Levent’le uyumadık.
Levent A.: Nöbet tuttuk.
Murat E.: Dansözler geldi, dinleyiciler geldi, gitti. Artık sabaha yaklaşıyoruz. Ekip bayağı çöktü. Biliyoruz ki, Fatih, güneşin batış ve doğuş anına çok önem veriyor. Onun için sihirli anlar. Ve güneşin doğuşunda Cecom parçasını çekmek istiyor fakat herkes uyuyor. Güneşin doğmasına yarım saat kala herkesi uyandırdık. Herkes büyük bir heyecanla çalmaya başladı. Böylece son sahne çekilmiş oldu. Sihirli bir sahneydi.
Filmde kayıtları yapan Alexander Hacke ile de aranız çok iyi.
Murat E.: Evet. Kardeşim gibi hissediyorum. İlk karşılaşmamızdan itibaren ‘Vay be ne baba herif,’ dedik. O bizim müziklerimizi dinlemiş. Biz zaten Einstürzende Neubauten’a hayranız. Kıvılcımlar çaktı ve beraber çalmaya başladık. Hala çalıyoruz. Planlar yapıyoruz.
Resim altı: Baba Zula, haziran boyunca perşembe geceleri Taksim Yaga Bar’da çalacak. Grup, 15 Temmuz’da İspanya’da La Mar de Musica festivalinde, eylülde ise Amsterdam’da sahne alacak.
